Tarık Tufan

Temmuz 31, 2007 at 10:55 pm | In usta kalemler | No Comments

“ve sen, kuş olur gidersin..” i Eleştiri-Yorum

Kendini hayata bağlayan ilklerini kaybetmiş. İçli. Hayat’ın; “anlamlı bir cümle kurabilme isteği/çabası” olduğunu söylemesine rağmen, o cümleyi kurmak için didinen parmakları geçmişin tırnaklı ağlarına dolanan. Yaşadığı sorunlardan dolayı, incitmeme güdüsü ile sevdiklerinden dahi uzak durmayı yeğleyebilen. Kendinden korumak düşüncesi ile tercih ettiği uzak duruşların bedelini acı çekerek ödeyen.. ve bu şekilde sorumluluktan kurtulduğunu düşünen. İlgi ve sevgiye ihtiyacı olduğu halde, kısmen haklı ve paranoid düşüncelerle bağlanmaktan elden geldiğince sakınan. Tam da bu nedenle, sevecen mizacı yüzünden kendiyle bile çelişen. Kendini çevreleyen kalabalıkların içinde yalnızlaşmış. Kendi eliyle sündürdüğü geçmişin korkuları geleceğini gölgelediği için karamsarlaşmış birinin öyküsü.

Tüm bu nedenlerden dolayı, insanı; ” zaman içinde aşınmış, her şeye kırgın bir ruhun kendini onarabilme çabası ” olarak tanımlıyor.

Anlaşılmaktan öte.. anlatınca bir şeylerin değişip daha iyi olacağını ummadığı halde.. ve belki sadece saklamaktan yorulduğu için kendini haykırmak isteyen kahramanımız, yazdığı hikayenin ardına sığınıyor ve oradan sessizce kendi acısını bağırıyor;

“Ey insanlar.. ey etrafımdaki kalabalık.. ey acılarımın kaynakları.. beni anlayabilmeniz bu güne değin mümkün olmadı. Bu günden sonra da mümkün olacağını sanmıyorum.. ve bunu bekliyor da değilim. Ancak saklamak ve gömmekten yoruldum.. ve artık tutmak istemiyorum. Yüzünde gülücükler gördüğünüz.. ara sıra sitemli bakışlar attığınız.. bazınızın kullanmaya çalıştığı kimse işte bu. Semiz gördüğünüz için pençelerinizle etini tırmıkladığınız geyiğin içinde yaralı.. ama bir o kadar da mert bir ceylan barınıyor”

Kitabın önsözünde; cesareti ile birlikte, anlatacaklarından dolayı başına gelebileceklerden yana taşıdığı kaygıları okumak mümkün.

Önsözün ardından alıntılanan ve Dücane Cündioğlu’na ait olan aforizmanın adresi, bu öykünün kahramanından ziyade, öyküye büyük bir zenginlik ve anlam katan mütevekkil sokak adamı için olmalı! Kahramanımızın on sekizinci sayfada;
” Anlıyorum ki hayat hep beklenmedik şeylerdir. Kural böyle.. Sen yürüyeceksin ve beklenmedik şeylere hazır olmanın çarelerini arayacaksın. İyi de…. Bir şey beklenmiyorsa ona hazırlıklı olmak nasıl olacak” diyerek, hayatla kendisi arasında cereyan eden sorunun/sorun-un cevabını da sokak adamından “tevekkül ve teslimiyet” şeklinde alıyor.

On dokuzuncu sayfaya kadar ifade ettiklerinin, felsefeden yana olan nasibi ile birlikte, biraz da duygularını bu kadar açık şekilde ifade ediyor olmanın bilinçaltındaki kaygıları giderme refleksinden kaynaklandığını düşünüyorum. Ancak öyküye başlandıktan bir süre sonra kaygılar unutuluyor. Akıl ve mantık usul usul geri çekilip, kalp ve duyguların önünde saygı ile eğiliyor. Ve kahramanımız, bilinçaltında gizlediği mahrem odaların kapılarını bir bir aralamaya başlıyor. Böylece bir öykü için ideal olan gerçekleşiyor, su yolunda ve Tarıkça akmaya başlıyor. Yaşananları en can alıcı şekilde sunmak için kelimeler itina ile seçilirken kaçınılmaz olan gerçekleştiği için, yazar yer yer kendini de okuyucu için kazdığı kuyunun dibinde buluyor. Ya da, okuyucuyu oraya çekmenin bedelini bu şekilde ödediğini söylemek de mümkün. Düşünen değil, öykünün en orta yerinde anlattıklarını an be an yaşayan yazarı, bu öykü ile kendini bir kat daha aşmış vaziyette buluveriyorsunuz..

” İnsan kaybettikleriyle insandır” diyor T.Tufan. O halde kaybettiği kadar kazanandır insan. Acısı kadar insandır.. ve insan acılarına katlanabildiği kadardır. Sevdikleriniz avuçlarınızın arasında çırpınan bir kuş olup da gitmediyse, hiçbir zaman yeterince bilemezsinin acıyı. Onun içeriğine dair kuracağınız cümleler iğretidir. Ve inemezsiniz imgelerin derinliklerine. Arka planı yoktur sizin için görünenin ötesinin. Şayet ölüm olmasaydı hiç çekilir miydi yaşamak dediğinizde, anlayamaz kimse sizi. Ya da Mallarme’yi bir siz anlarsınız, mutluluk ile budalalığı eşdeğer bulduğu için. Hayatı sıla olarak bilip maveraya öykünen seçkin azınlığın anlam arayışındaki kaçınılmazdır belki de acı. Hayatı; çokça çile, birde ölüm.. ya da biraz hayat koca bir ölüm diye tanımlar böyleleri. Onların, baktıkları hemen her objede hüzün salgılayan bir yan görmelerinin sebebi; kaçınılmaz olanın yitiriş ve hakikatin ölüm olacağını iyi bilmelerinden kaynaklanır. Ve ancak bunun içindir ” yalnız hüznü vardır kalbi olanın” deyişleri.. ve hüznün bize en çok yakışan olduğunu ifade edişleri. Çünkü sevilen her şey yitecek bir anne, yaslanılan her omuz evden bir gün gidecek olan babadır. Ve öleceğinin.. ve hesap vereceğinin uyanıklılığında olduğu için, bir bebeğe sunulan tebessümün ardında bile biraz hüzün olacaktır bunun için.

Sonuç; ” Ve sen, kuş olur gidersin” yazdıklarını hak eden ve duygularını ayniyle okuyucuya aktarmayı başarmış nitelikli bir yazarın telif ettiği mükemmel bir eser.

Giriş kısmında Tarık Tufan’ın salgıladığı alışılmış buruk tadı bulamadığım için, “acaba öykü yerine deneme yazmaya devam mı etseydi” diye içimden geçirmeden edemedim. Zordu denemeyi deneme gibi yazmak.. şiir yarısıydı. Her sayfaya on satır koyup bir kitap yayımlatmaya da benzemiyordu.. ve bu yüzden onu anlıyordum. Ancak her şeye rağmen yürek yazılarını kaybetmekten yana endişeler taşımıştım ilk sayfaları okurken. Öykünün sonuna geldiğimde ise sadece şunu söyledim, “sanırım her mükemmel kitabın kaderi bu”. Yani ilk sayfalarının, daha sonrası hakkında yanlış kanaat vermesi.

Kekeme Çocuklar Korosu ile başlayan yazarlık serüvenindeki naifliği, Kraliçe’nin Pireleri ile üzerinden büyük ölçüde atan yazarın, son kitabı ile kemale doğru yürüdüğü görmek büyük ölçüde memnuniyet verici. Aynı başarı ve titizliğin tashih çalışmasında da göze çarptığını ifade etmeliyim. Sadece birkaç küçük dikkatsizlik.. Edebî olarak değerlendirdiğimde gördüğüm tek kusuru ise, daha önce bahsettiğim gibi on dokuzuncu sayfaya kadar olan kısmın yer alması. Buranın, yazdığı öykünün sürükleyiciliğini menfi yönde etkilediğini, öykünün bütünlüğünü biraz zedelediğini düşünüyorum

Kısaca ifade etmek gerekirse, sözü yüreğinde damıtıp parmağından akıtan bir yazar var karşımızda. Gereği gibi tanıtılması halinde, bu kitabın kendisini Edebiyat Dünyası’nda en az birkaç basamak birden yükselteceğine inanıyorum. Velhasıl siyasi görüşlerini, insanlığın insanlığına savaş açan yönleri ile popüler kültür ve modernizme dair kaygı ve karşıtlığını, en can alıcı ve mümkün olduğunca evrensel ve insani renklerin hakim olduğu bir dil ile kaleme aldığı denemeleri ile yüreklerimizi titreten Tarık Tufan, kendisini bir kat daha aştığı öyküsü ile okuyucu karşısına çıkıyor.

Eleştiri-yorumun sloganı; şayet tüm kitaplar bu kadar sürükleyici ve yazarları bu kadar başarılı olsaydı, okumaktan yaşamaya fırsatımız kalmazdı..
Selim Sevkioglu

WordPress.com'dan blog alın. | Theme: Pool by Borja Fernandez.
Entries and comments feeds.